
2009 yazı için planladığımız uzuuunn (toplasan 5 gece-6 gün) Ayvalık tatilimizden döndük. 5 gece 6 gün derken, sonuçta tatil bize toplamda 9 güne maloldu aslında. Giderken toparlanmak 2 gün, dönüşte çamaşır vs. 1 gün, ertesi gün de iş günü olunca, yazmaya ancak fırsat bulabildim. Gelelim tatil detaylarımıza.. Bu tatili konu konu anlatmak istiyorum. Çünkü yazacak o kadar çok malzeme birikti ki, yazsam "15 aylık Bebekle Tatil" kitabı bile çıkar.
1. YOL
Ayvalık'ı seçme sebebimiz zaten bilindiği üzere yakın olmasından ötürüydü. Malum bizim kız kurtları yüzünden oto koltuğunda özellikle de uyanıkken uzun süre oturamıyor. Yolu kısaltmak adına Bandırma deniz otobüsünü kullanalım ve yolu kısaltalım, Duru'nun annesi de Duru'yu oyalayacak diye perişan olmasın dedik. Çok da iyi yapmışız. Sabah 7.00 seferine bineceğimiz için Duru'yu da 5.00'te kaldırdım. Deniz otobüsüne binene kadar yolda uyku uyutmadım, gemide kahvaltısını yedirdikten sonra da iki saat yolculuk boyunca yine uyutmadım. Zavallının gözleri kıpkırmızı çakmak çakmak oldu resmen. Gemide bebekli aile çok olduğu için de o kardeş senin, bu abla benim, hadi cici cici yapalım derken canı da sıkılmadı. Güzel bir 'popomis'in ve bir biberon sütün ardından bizimki arabaya binice resmen uykuya bayılarak daldı ve 3 saat boyunca uyudu. Bu arada arabada giderken konsantrasyonu dağılmasın diye yanıma 'Baby Einstein' klasik müziklerini de almıştım. Herhalde hayatımızın en uzun süre klasik müzik dinlediğimiz zamanı oldu Bandırma - Ayvalık yolu. 3 saatin sonunda Durucuk uyandığında otelimize ulaşmaya yalnızca yarım saat kalmıştı. Son yarım saatte Duru'nun annesi aklına gelen her türlü oyalamaca yöntemini denese de ne olurdu sanki...
2. OTEL:
Kaldığımız otel -
Hotel Temizel- Ayvalık'ın en eski otellerinden biri sanırım. Eski dediysem de dökülmüyor sonuçta, 1999 tarihinde yapılmış bir otel. Öyle hip, ultra lüx cafcaflı falan değil yalnızca, dekorasyonu hafiften demode o kadar. Ama bize ne dekorasyondan, çocuklu bir aile olarak tatilden ve tesisten beklentilerimiz doğal olarak farklı yönlerde. Önünde upuzun denize sıfır Sarımsaklı kumsalı uzanıyor. Biri kaydıraklı olmak üzere ayrı lokasyonlarda 2 havuzu var. Hizmet şekli, herşey dahil. Yemekler açık büfe. Çorbasından zeytinyağlısına, ızgarasından tatlısına yeteri kadar mevcut. Füzyon mutfağı diye kakalanan, tepesine iki çubuk takılarak kocaman tabaklarda kuş kadar iki parça et sunulan İtalyan, Çin vs. rezervasyonlu restoranlardan yok doğal olarak. Müthiş animasyonlar da yok. Zaten bize lazım değil. Bizim animasyonumuz gün boyu sürüyor zaten. :)
Bu arada otel müşteri profili genel olarak bizim gibi çocuklu ailelerdi. Ya da ben öyle sandım çünkü 'kitabımı okuyayım, şezlongumda sakin takılayım' diyen tipler zaten bizim yanımıza yaptığımız gürültü ve dağınıklıktan dolayı fazla yaklaşamamıştır.
Hiç mi kötü yanı yok derseniz, otelden ayrılırken anket formuna da yazdığım üzere bebek karyolası konusuydu. Malzemesinin metal olmasının yanı sıra, yüksekliği de standart yükseklikte değildi. Bizim zıpzıp kız, o karyoladan kolayca atlayabileceği için, bir tarafını yatağa yasladık, diğer yanına koltuğun sırtını, kalan kısmına da çarşaf gerdik. Oda temizliğini falan 5 yıldızlı bir otel olduğu için anlatmaya gerek bile yok bence. Restoranlardaki servis de gayet iyiydi. Yeteri kadar mama sandalyesi de mevcut ayrıca.
Unutmadan belirtmeliyim ki, ricam üzerine Duru Hanım için restoran şefi muz bile getirdi bize özel.
3. YEMEK:
Yanıma almış olduğum kavanoz mamaların tavuklu, patatesli olan yemek mamalarından resmen nefret etti Duru. Bir kaşık bile ağzına sokamadım. Meyve püreleri ara öğün olarak işe yaradı yalnızca. Böyle olunca, ne bulduysa onu yedi diyebilirim. Açık büfede göstererek seçtirdim bazen. Tek tek isimlerini söyleyerek. Bazılarını da tanıdı bile. Kahvaltıda yumurta sarısını ayrı olarak yemedi. Ben de krep aldım, onun da için de yumurta var nasılsa diye. Kaşar peynir, yumurtanın beyazı, çeşitli ekmek ve poğaçalar, krep, yağsız omlet, salatalık kahvaltı menümüzü oluşturdu.
Öğle ve akşam yemeklerinde çorba, bulgur ve pirinç pilavı, zeytinyağlılar, kıymalı yemekler, ızgara tavuk gibi yemeklerden azar azar yedi. Biraz ekmek ısırdı, biraz patates falan. Sonra da karpuz, şeftali.. Her tattan denesin istedim hazır fırsat varken.
Yemek yeme durumlarımız her daim olaylıydı. Biraz oturdu, biraz kalktı, kuşların peşinden, etrafındaki çocukların peşinden koştu durdu, yerlere yattı, masaların altına saklandı. Önce Duru, sonra babası, en son da annesi yemek yedi. Anneyle baba masada iki kadeh tokuşturup sohbet falan edemedi. "Bak amcası nasıl açıyor ağzını, bak ablası nasıl çiğniyor Duru" diye ağzına kaşık sokmaya çalışan geleneksel bir anne durumunda buldum kendimi çoğu zaman. Bir şey yemeyi feci şekilde reddettiği öğünler de oldu, acıksın akşam yediririm dedim. Nitekim öyle de oldu. Akşamına o ağız kocaman açıldı.
4. KUM-HAVUZ-DENİZ
Su sefamızı güneşin nispeten eğik olduğu 10.30, öğleden sonra da 16.30 civarlarında günde iki sefer yaptık. Deniz çok soğuk olduğu için Duru simitiyle havuzda yüzdü. Diğer saatlerde plajda gölgelikli kumsalda, 17.30 gibi de daha az güneş kremiyle (ama yine de Casper gibi yüz bembeyaz şekilde) deniz kıyısında kova/kürek/tırmıkla oynadı. Kumla, suyla, denizdeki taşlarla çok eğlendi. Kum yedi, hatta çakıl yeme hamleleri dahi oldu. Birimiz oyuna iştirak ederken diğerimizin gözü sürekli sırada ne var acaba diye Duru'nun ağzındaydı. Şu oral evre dönemi bitmeli artık!
5. YAKIN ÇEVRE:
Ayvalık civarında yakın mesafede gezilecek görülecek yerlerin olması bizim için tatili 'tatil köyü' konseptinden ayıran en önemli konuydu. Güneşin batışını tepeden, harika bir manzara eşliğinde seyrebileceğiniz Şeytan Sofrası Sarımsaklı'ya çok yakın. Ayvalık ve Sarımsaklı, Aşıklar Tepesi, Rahmi Koç yeldeğirmeni ve müzesi yine bir kaç kilometrede ulaşılabilecek noktalarda. Cunda ise bambaşka bir hikaye. Biraz biz, biraz Yunan kokuyor. Biraz Ayvalık gibi, ama sanırım çokça Girit ve Midilli gibi.. Yollardaki paket taşlar pusetle yürüyüş yapmaya pek elverişli değil ama kangruyla, slingle ya da geleneksel olarak kucağa alınarak daracık Rum sokakları gezmeye değer bence..
Sahilde Taş kahveye oturup çay içilmeli, sahilde balık yenmeli, sakızlı dondurmadan ya da lokmadan tadılmalı, güneşi batırırken Ayvalık tostu yenmeli... Zeytin alınıp dönmeli..
Biz değil,
ayvalikrehberi.com öyle diyor:
"Seytan Sofrasinda, Cennet tepesinde günbatimi izlemeden,
Cunda adasinda Papalina ve deniz börülcesi yemeden, kiliseleri görmeden,
Ayvalik Adalarinda su alti dalisi yapmadan,
Sarimsakli'da denize girmeden,
Ada çevresindeki yat turlarina katilmadan,
Zeytinyagi, zeytin almadan,
Dönmeyin."